Birkaç milyon yıl boyunca insanoğlunun ataları günde 0,25 gr.dan daha az sodyum (tuz) içeren, Potasyum, Magnezyum ve Kalsiyumdan zengin besinler aldılar. Ortalama 5000 yıl önce Çinliler tuzun yiyeceklerin muhafazası için de kullanılabileceğini keşfettiler. Böylece kış boyunca yiyecekler saklandı, Yerleşik toplumların gelişimlerine olanak sağlandı; dolayısıyla tuz dünyada en çok tüketilen ve ticareti yapılan ürünlerden biri oldu. Derin dondurucu ve buzdolabının keşfinden sonra tuz artık koruyucu madde olarak kullanılmamaya başlandı, tuz alımı gerilemeye başlamıştı; fakat son zamanlarda yüksek miktarda tuz ile işlenen yiyeceklerin tüketiminin artması günümüzde tuzun kullanımını eski düzeylerine gelecek kadar arttırmıştır. Bu oran dünyadaki birçok ülkede ortalam 9-12gr./gün’dür; ülkemizde bu oran 15-18gr./gün arasında değişmektedir. <br /> Tuz kullanımındaki bu değişiklikler bu yüksek miktardaki tuzun emiliminin sağlanması için böbreklere başa çıkılması zor bir görev vermiştir. Sonuçta, yüksek miktarlardaki tuz tüketimi, kan basıncının yükselmesine ona bağlı olarakta kalp damar hastalıklarına, böbrek hastalıklarına doğrudan sebep olmuştur. Bunun dışında indirekt yollarla obezite, böbrek taşları, osteoporoz, hiperlipidemi, diyabete eğilim, mide kanseri ve astım krizleriyle yakın bağlantıları vardır.
