Bu köşe yazısı, tabiatın canlanışını temsil eden bahar mevsiminin toplumsal ve bireysel kederler gölgesinde nasıl anlamını yitirdiğini dokunaklı bir dille ele almaktadır. Yazar, mevsimsel dönüşü sadece bir takvim olayı olarak değil; ekonomik zorluklar, geçim sıkıntısı ve savaşların yıkıcı etkileriyle birleşen bir hüzün tablosu olarak tasvir eder. Toplumun derinlerinde hissedilen enflasyon ve Orta Doğu’daki insani dramlar, baharın getirmesi beklenen neşeyi engelleyen temel unsurlar olarak sunulur. Metin boyunca eski, huzurlu baharlara duyulan hasret vurgulanırken, mevcut şartlar altında bu güzel mevsimin kapımızı çalamadığı sitemkâr bir üslupla ifade edilir. Sonuç olarak yazar, adaletin ve refahın uzağındaki bir dünyada çiçeklerin açmasının yaralı gönüllere teselli vermeye yetmediğini savunur.
